Etiket: destekten yoksun kalma

TRAFİK KAZALARINDA SORUMLULUK VE TAZMİNAT DAVALARI

Ülkemizde yargılamanın büyük bir kısmını trafik kazalarından doğan tazminat davaları oluşturmaktadır. Trafik kazası dediğimizde, en az bir motorlu aracın karıştığı yaralamalı veya ölümle sonuçlanan veya malvarlığı zarara uğratılan her türlü kazayı anlayabiliriz.

Trafik kazası nedeniyle açılacak davanın hukuki kaynağı haksız fiildir, haksız fiilden doğan tüm zararlar tazmin edilmesi için dava açılır. Çok ayrıntılı ve her olaya göre değerlendirilmesi gereken bir konu olduğu için en temel haliyle açıklamalar paylaşılacaktır.

  • Kimler dava açabilir?

Söz konusu trafik kazasında maddi, manevi olarak zarara uğrayan her kişi dava açabilir. Şayet, trafik kazası ölümle sonuçlanmış ise, bu durumda ölenin anne ve babası, eşi ve çocukları destekten yoksun kalma talepleriyle tazminat davası açabilirler.

  • Kime karşı dava ileri sürülür?

Trafik kazasında tazminat sorumluları birden fazla olabilmektedir. Şöyle ki;

  • Araç İşleteni : Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir.
  • Aracın Sürücüsü : Aracı süren ve bizzat haksız fiili işleyen kişidir.
  • Sigorta Şirketi : Günümüzde zorunlu trafik sigortasının yanı sıra ihtiyari mali mesuliyet sigortası yani kasko poliçesi ile de birçok maddi, manevi zararlar sigorta kapsamına dahil edilmekte, poliçede belirtilen limitler doğrultusunda sigorta şirketleri de tazminattan sorumlu olmaktadır. Böylece, davaların bir tarafı da sigorta şirketi olmaktadır.
  • İşverenler : Motorlu araç işleten ve taşımacılar, sürücülerin yapmış oldukları kazaların trafik-iş kazası olması sebebiyle, işveren olarak sorumlulukları bulunmaktadır.
  • Zamanaşımı süresi ne kadar?

Kanun hükmü, “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin istekler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği günden başlayarak iki yıl ve herhalde kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.” şeklindedir. Ancak, olay cezayı gerektiren bir eylem olduğu için ceza zamanaşımı geçerli olacaktır. Buna göre, trafik kazası neticesinde ölüm ve yaralama var ise, buna bağlı olan ceza zamanaşımı süreleri geçerli olacaktır.

  • Yetkili ve Görevli Mahkeme

Kural olarak, trafik kazalarından doğan maddi ve manevi tazminatlarına bakmaya görevli mahkeme, Asliye hukuk mahkemeleridir. Ancak, sigorta şirketi taraf ise, sigorta sözleşmesinden kaynaklanması ve Türk Ticaret Kanunu’nda yer alan davalardan olduğundan bakmaya görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemeleri olmaktadır.

Genel yetki kuralı, davalıların ikametgahında bulunan mahkeme olmakla birlikte, trafik kazasının meydana geldiği yer mahkemesi de yetkili olmaktadır. Ayrıca sigorta şirketine karşı dava ikame edilecekse, sigorta şirketinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi ve son olarak davacının ikametgahının bulunduğu mahkeme yetkilidir.

  • İstenebilecek zararlar nedir?
  • Ölümlü trafik kazalarında; ölen kişinin desteğinden yoksun kalanlar, mirasçılıkla bağlı olmaksızın, destekten yoksun kalma tazminatı, cenaze giderleri, ölüm hemen meydana gelmemişse tedavi giderleri istenebilir.
  • Yaralama ile sonuçlanan trafik kazalarında; yaralanan şahsın her türlü tedavi giderleri, kalıcı veya geçici işgöremezlik durumu nedeniyle kazanç kaybı, çalışma gücünün yitirilmesinden veya azalmasından doğan kayıplar, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar gibi maddi ve manevi tazminat istenebilir.
  • Maddi zararlı trafik kazalarda ise; kusurlu kişinin meydana getirmiş olduğu kazadan dolayı aracında, evinde veya her türlü malvarlığında meydana gelen zararı maddi tazminat kapsamında talep edebilir.

Dava konusu tazminatlar belirlenirken, Yargıtay kararlarının belirli ilkeleri doğrultusunda, tarafların sosyal- ekonomik durumları, olayın meydana geliş şekli, kusur durumu ve hak ve nesafet kuralları dikkate alınır. Yaralama ile sonuçlanan kazalarda, yaralananın yaşı, mesleği, uzuv kaybı yaşayıp yaşamaması, geçirdiği tedaviler, maluliyet oranı gibi birçok etken göz önüne alınarak aktüeryalar tarafından hesaplama yapılır.

Yargılama sürecinin uzun sürmesi nedeniyle tarafı sigorta şirketi olan uyuşmazlıkta dava açmak yerine Sigorta Tahkime gitmek daha ucuz ve daha kısa yoldan çözüme kavuşmak için ideal olmaktadır.

Son olarak, kazaya uğramış ancak karşı tarafı tespit edilemeyen, sigortası olmayan, plakası tespit edilememiş, sigorta şirketi iflas etmesi gibi nedenlerle zararını karşılayamamış olan mağdurlar için Güvence Hesabı’na başvurarak, belirtilen teminatlar dahilinde zararının giderilmesi istenebilmektedir.

Bu tür davaların, hasar şirketleri gibi bilgi ve deneyimden yoksun kişiler yerine avukat tarafından yürütülmesi daha doğru ve adil çözümler getirecektir.

Yargıtay Kararları

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/21429 E, 2016/11892 K.

“…Dava, 6098 sayılı TBK’nın 53.maddesi gereğince destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Yani haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse TBK’nun 53. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Destekten yoksun kalma zararının hesabında, destekten yoksun kalanlara müteveffanın sağlığında sağlamış olduğu yardımın miktarı belirlenmelidir. Ölenin parasal veya bedensel destekliğinin derecesi ile bundan yoksun kalanların tazminat isteklerinin ölçüsü ya da hesaplama yöntemi konusunda, öğretide görüş birliği yoktur. Gerçek yardım miktarının yeterli 36 / 51 delillerle ispat edilemediği durumlarda yargıç, takdir hakkını kullanarak yardım miktarını belirleyebilecektir. Bu belirlemede, destek ile destek olunan kimse arasındaki yakınlığın derecesi, aralarındaki manevi bağ, davacıların yaşları, dahil oldukları sosyal ve ekonomik çevre, yaşam standartları, cinsiyetleri gibi bakım ilişkisine ve miktarına etkili olabilecek unsurlar da göz önünde bulundurulacaktır. Hayatın olağan akışı içinde, destek sayılan kimsenin baktığı kimselere gelirini belli paylara bölerek baktığı pek söylenemese de tazminat hesabında bir paylaştırma yapmak zorunlu hale gelmektedir.”

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2016/13741 E. 2016/11374 K.

“Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası; motorlu bir aracın karayolunda işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına neden olması halinde, o aracı işletenin zarara uğrayan 3. kişilere karşı olan sorumluluğunu belli limitler dahilinde karşılamayı amaçlayan ve yasaca yapılması zorunlu kılınan bir zarar sigortası türü olduğu anlaşılmaktadır. Motorlu araçların işletilme tehlikesine karşı, zarar gören üçüncü şahısları, korumak amacıyla getirilmiş olan b6u düzenleme ile öngörülen sorumluluğunun bir kusur sorumluluğu olmayıp, sebep sorumluluğu olduğu; böylece araç işletenin sorumluluğunun sebep sorumluluğunun ikinci türü olan tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunduğu, öğretide ve yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir (EREN Fikret, Borçlar Hukuku, 9. B, s. 631 vd.; KILIÇOĞLU Ahmet, Borçlar Hukuku, 10. B., s. 264 vd.). 2918 sayılı Kanunun 86. maddesinde ise, bu Kanun’un 85. maddesinde düzenlenen sorumluluktan kurtulma ve sorumluluğu azaltma koşullarına yer verilmiştir. Bu düzenlemelere göre, araç işleteni veya araç işleteninin bağlı bulunduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilecek; sorumluluktan kurtulamayan 10 / 51 işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi ise kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hakim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilecektir. Bir zarar sigortası türü olan zorunlu mali sorumluluk sigortasında sigortacı işletenin sorumluluğunu yine ancak sorumlu olduğu çerçevede karşılamakla yükümlüdür. Bu bakımdan zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile işletenin poliçe limiti dahilinde tazminat sorumluluğunu yüklenen sigorta şirketi gerçek zarardan, işletenin ve eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru oranında sorumlu tutulabilecektir. Somut olayda; davacıların desteği ….`ün bisikletli olduğu sırada davalı taraf nezdinde trafik sigortalı araç sürücüsünün çarpması sonucu vefat ettiği anlaşılmıştır. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, eldeki dava karşı aracın zorunlu mali sorumluluk sigortasına karşı yönelttiğinden kusur oranlarına göre sorumlu tutulması gerekmektedir. Buna göre; mahkemece, ceza dosyası da değerlendirilerek kusur raporu alınması ve davalı … şirketinin, sigortalısının kusuru oranında sorumlu tutulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.”

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 27.9.2018 tarihli 2015/9226 E. 2018/8291 K. ilamında,

“Dava, trafik kazası sebebi ile ölüme dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 41. maddesinde (6098 Sayılı TBK’nun 49. md.) haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de (TBK’nun değişik 72. md.) haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine (TBK’nun 72. maddesinde 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri öngörülmüştür) tabi bulunduğu belirtilmiştir.

Buna karşılık 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/1 maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine dair talepler için, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde kaza gününden başlayarak 10 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Maddenin özellikle 2. fıkrasında “dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa” ifadesi ile kanun koyucu, taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı üçüncü kişi) fiil cezayı gerektiriyor ise uzamış ceza zamanaşımının uygulanacağını benimsemiştir. Görüldüğü gibi, BK’nun 60. ve 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/2. maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbirine paraleldir. Aralarındaki tek fark, zamanaşımı süresinin trafik kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından 1 yıl yerine, 2 yıl olarak öngörülmesidir. (TBK’nun 72. maddesiyle bu konuda da paralellik sağlanmıştır.) 2918 Sayılı Kanun’un anılan madde hükmünde gözden kaçırılmaması gereken husus, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; bunun dışında fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır.

Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; davaya konu trafik kazası 10.11.2003 tarihinde gerçekleşmiştir. Davacılar murisinin öldüğü ve birçok ölüm ve yaralanmanın olduğu olayda ceza zamanaşımı süresi 765 Sayılı TCK’nın 455/2 ve 102/3 maddelerine göre 10 yıldır. Dava 25.06.2013 tarihinde açılmıştır. 765 Sayılı TCK’nın 455/2 ve 102/3.maddesine göre kaza tarihi olan 10.11.2003 tarihinden itibaren dava tarihi 25.06.2013 tarihine kadar uzamış zamanaşımı süresi olan 10 yıllık süre dolmamıştır.”

Av. İrem GÜRBÜZ EREL