Etiket: tazminat

HAKSIZ TUTUKLAMADAN DOĞAN TAZMİNAT DAVALARI

Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan koruma tedbirleri yakalama, tutuklama, elkoyma, arama, teknik araçlarla izleme, adli kontrol, telekomünikasyon aracılığıyla iletişimin denetlenmesi işlemleridir. Soruşturma veya kovuşturma esnasında alınmış olan bazı koruma tedbirleri kişilerin maddi ve manevi zararlarının oluşmasına sebep olmaktadır.

Misal, tutuklama işlemi her ne kadar hukuksal anlamda bir tedbir olarak öngörülmüşse de, toplum algısı açısından suçlu damgasının yapıştırıldığı ve sosyal konumunun zedelenmesine yol açan bir işlem olarak görülmektedir. Yapılan yargılama sonucunda tutuklanan şahsın beraat etmesi halinde şahsın haksız yere tutuklanmış olduğu ve işbu tutuklama nedeniyle maddi ve manevi zararlarının doğduğu sabittir.

Bunun gibi özel durumlara istinaden CMK m.141-144 arasında haksız koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasını hüküm haline getirmiştir.

CMK m. 141 tazminat gerektiren halleri şu şekilde saymıştır;

Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan,
c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,
e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,
f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,
g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,
h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen,
i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,
j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.

İşbu maddede yazılı hususları taşıyan kişiler tazminat isteminde bulunabileceklerdir. Ancak CMK m. 144’te yer alan tazminat verilmeyecek durumlar istisnadır. CMK m. 144 tazminat istenemeyecek halleri belirtmiştir.

  1. Gözaltı ve tutukluluk süresi başka bir hükümlülüğünden indirilenler.
  2. Tazminata hak kazanmadığı hâlde, sonradan yürürlüğe giren ve lehte düzenlemeler getiren kanun gereği, durumları tazminat istemeye uygun hâle dönüşenler.
  3. Genel veya özel af, şikâyetten vazgeçme, uzlaşma gibi nedenlerle hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya davanın düşmesine karar verilen veya kamu davası geçici olarak durdurulan veya kamu davası ertelenen veya düşürülenler. 
  4. Kusur yeteneğinin bulunmaması nedeniyle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilenler.     
  5. Adlî makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlar.

Başvuru mercii; İşbu tazminat davaları zarara uğrayanın ikametgahında bulunan Ağır Ceza Mahkemeleri yetkili ve görevlidir. Tazminat verilmesine yol açacak koruma tedbirlerini veren mahkeme işbu tazminat davasına bakamayacaktır.

Başvuru süresi; Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir. Sanığa kesinleşmiş kararın tebliğ edilmediği durumlarda 3 aylık süre başlamayacaktır.

Husumet; Devlet yani Maliye Hazinesi’ne karşı yöneltilecektir.

Öncelikle kişi aleyhine alınan koruma tedbirinin ne olduğu, ne kadar süre etkilendiği belirtilerek uğradığı zararlara ilişkin belgelerini dilekçeye eklenmelidir. Emsal olarak haksız tutuklama nedeniyle açılacak olan tazminat davasında tutuklama işlemi, tutukluluk süresi içerisinde kazanç kaybı, maddi giderler ve manevi olarak uğranılan zararlar istenebilecektir.

Maddi tazminatın hesaplanmasında, vergi levhası, banka dekontları gibi maaş ya da geliri ispatlayacak tüm hususlar dikkate alınmaktadır. Kazandığı ücreti belgeleyemeyen şahıslar için asgari ücret üzerinden hesaplama yapılmaktadır.

Manevi tazminatın hesaplanmasında ise tamamen hakim vicdani kanaatine göre belirlemektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, kararında manevi zararın hesaplanmasında yer alması gereken kıstasları şu şekilde açıklamıştır.

Manevi zarar tutuklanan şahsın sosyal çevresinde itibarının sarsılmasına; hürriyetinden yoksun kalması nedeniyle duyulan elem ve ıstırap ve ruhi sıkıntıların bir nebze de olsa giderilmesi amacına yöneliktir. Manevi zararın tümüyle giderilmesi olanaksız ise de; tayin edilecek manevi tazminat kişinin acı ve ıstıraplarının giderilmesinde, sıkıntılarının azaltılmasında etken olacaktır. Bu nedenle manevi tazminata hükmedilecek kişinin cezaevinde kaldığı süre, sosyal ve ekonomik durumu, toplumsal konumu, atılı suçun niteliği, tutuklanan şahıs üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler dikkate alınarak zenginleşme sonucu doğurmayan, adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşır bir miktar olmasına özen gösterilmelidir.

İşbu tazminat davaları 6 ay gibi kısa bir süreçte sonuçlandırılmaktadır. Yargılamada gereken tüm bilgi, belgeler temin edildikten sonra zararın hesaplanması için dosya bilirkişiye tevdii edilir ve rapora bağlı olarak dosya karara bağlanır.

Tüm bu hususlar doğrultusunda, aleyhinizde yürütülen herhangi bir soruşturma veya kovuşturma aşamasında alınan koruma tedbirlerinde ölçülülük ilkesine aykırı alınması, yasal haklarınızın uygulanmaması, tutuklamanın yapıldığı dosya sonucunda beraat edilmesi gibi hallerde üç ay içerisinde işbu tazminat yoluna başvurularak bir nebze de olsa zarar giderilebilmektedir.

Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davaları hakkında daha fazla bilgi almak için ofisimizde konusunda uzman avukatlarımızla irtibata geçebilirsiniz.

KIDEM TAZMİNATININ ÖZEL TÜRLERİ

Kıdem tazminatı 1475 sayılı Kanunun 14. Maddesinde düzenlenmiştir. Kıdem tazminatına hak kazanılabileceği durumlar kanunda sınırlı sayıdadır.
Bunlar; aynı işverene bağlı çalışma süresinin en az 1 yıl olması şartıyla;
İş sözleşmesinin işveren tarafından iyi niyet ve ahlak kurallarına aykırılık nedenleri dışındaki nedenlerle,
İşçi tarafından sağlık, iyi niyet ve ahlak kurallarına aykırılık veya işyerinde işin durması ve benzeri nedenlerle,
Askerlik görevi nedeni ile,
Emeklilik hakkının elde edilmesi veya bu kapsamda yaş dışında gereken sigortalılık süresi ve prim gününün doldurulması nedeni ile,
Kadın işçinin evlenmesi nedeni ile evlenme tarihi itibariyle 1 yıl içinde başvurması şartıyla,
İşçinin ölümü nedeni ile, iş sözleşmesinin feshi halinde çalışma süresinin gerektirdiği kıdem tazminatı ödenmektedir.
Bu makale içerisinde, kıdem tazminatı almanın üç özel türünden bahsedeceğiz. Sigortalılık süresi ve prim gününün doldurulması, kadın işçilerin evlilik ile ve erkek işçilerin askerlik nedeniyle işten kendi istekleriyle ayrılmaları halinde kıdem tazminatına hak kazandıklarını anlatacağız.
1. SİGORTALILIK SÜRESİ VE PRİM GÜNÜNÜN DOLDURULMASI
İşçinin ilk işe giriş tarihi incelenerek, bu tarihten itibaren 15 yıl sigortalılık ve 3600 gün prim ödeme şartını yerine getirmiş olan işçiler SGK’dan alınacak ‘’kıdem tazminatına hak kazanmıştır.’’ Yazısı ile birlikte istifa dilekçesini işverene sunarak kıdem tazminatı alabilmektedir.
15 yıl sigortalılık süresi ile kıdem tazminatına hak kazanabilmek için işe giriş tarihi 08.09.1999 tarihinden önce olmalıdır. Sigortalılık süresinin aynı işyerinde geçirilmesi şartı aranmamakta olup, önemli olan sürenin doldurulmuş ve primlerin ödenmiş olmasıdır.
08.09.1999 ve 30.04.2008 tarihleri arası ilk işe giriş bildirimleri olan çalışanlar ise 25 yıldan beri sigortalı bulunması ve en az 4500 gün prim ödemek şartı ile yaşı beklemek üzere istifa edilmesi halinde kıdem tazminatına hak kazanabileceklerdir.
01.05.2008’den sonra ilk defa işe başlayanlar ise 25 yıl sigortalılık ve 5400 prim günü koşullarını sağlamaları ve yaşı beklemek üzere işten ayrılmaları halinde kıdem tazminatına hak kazanabileceklerdir.
İşbu sigortalılık süresi ve prim ödeme günlerini dolduran işçilerin, işten ayrılmak için öncelikle bağlı bulunduğu Sosyal Güvenlik Müdürlüğü’nden kıdem tazminatına hak kazandığına dair yazı alınmalı, işverene verilecek istifa dilekçesine eklenmelidir. İşverene yazılacak istifa dilekçesinde ise, sigortalılık süresi ve prim ödeme gününün dolmuş olduğu ve bu sebeple yaşlılık aylığı almak üzere bekleyeceğini bildirerek, iş akdini kendi isteğiyle sonlandırdığını bildirmelidir.
İşçiye bu bildirim için herhangi bir ihbar süresi tanınmamıştır. Çalışanlar bu dilekçe ile işten derhal ayrılabilecektir. İşçi ya da işveren ihbar tazminatına hak kazanma durumu yoktur.
Şartların gerçekleşmesiyle işçi sadece kıdem tazminatına ve ayrıca işçinin işveren nezdinde ücret alacağı varsa bunları alabilecektir.
2. EVLİLİK
Kadın işçilere evlilik tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde istifa ederek kıdem tazminatına hak kazanma imkanı getirilmiştir. Burada önemli olan evliliğin gerçekleşmesidir. İmam nikahı gibi resmi olmayan işlemler geçerli görülmemekle birlikte, evlenmek için nikah tarihi alınması da yeterli olmamaktadır.
Evlilik tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde bu hakkı kullanabilecek olan kadın işçinin aynı zamanda genel şart olan o işyerinde 1 yıllık çalışma süresi bulunması gereklidir. Kadın işçi evlilik cüzdan fotokopisiyle birlikte istifa dilekçesi yazarak ihbar süresi beklemeksizin işten ayrılabilmektedir.
İstifa dilekçesinde …/…/… tarihinde evlendiğini ve evlilik nedeniyle iş akdini bu tarihten itibaren sonlandırmak istediğini ve ayrıca İş kanunu gereği kıdem tazminatı ve diğer ücret alacaklarının tarafına ödenmesini talep etmelidir.
İşbu durumda da işçi ya da işverenin ihbar tazminatı talep etme hakkı yoktur.
3. ASKERLİK
Erkek işçilerin askerlik nedeniyle işten kıdem tazminatı alarak ayrılmaları ve ardından tekrar aynı işe girmesi mümkündür.
İlk olarak askere sevk belgesinin (sülüs) bir örneğinin işverene ibraz edilmesi ve askerlik sebebiyle işten ayrılmak istendiğine dair bir dilekçe verilmesi uygun olacaktır. Söz konusu evrakların işçinin özlük dosyasına alınarak saklanması gerekmektedir. Sonrasında SGK’ya bildirim yapılarak işçinin askerlik sebebi ile işten çıkışı yapılabilir.
Askerlik hizmeti, yasal bir ödev olması sebebiyle erkek işçilere bu hak tanınmıştır. Bu gerekçe ile işten ayrılmada ihbar süresi kanunen öngörülmemiş olmakla birlikte, makul süre içinde bildirilmesi gerekir. Bu makul süre Yargıtay Kararları incelendiğinde 5 aya kadar varmaktadır.
İşçi, askerlik hizmetini tamamlayıp, 2 ay içerisinde işyerine başvurmasıyla aynı görevde işe girmesi mümkündür. Buradaki iki aylık süre hak düşürücü süre olup, sürenin geçirilmesi ile birlikte işçinin işe geri dönme talebi olsa dahi alınmayabilir. Süresi içerisinde başvuru yapılmasına rağmen, işveren işçiyi işe almadığı takdirde İş Kanunu m.31/4 gereği üç aylık ücret tutarında tazminat ödemekle yükümlü olmaktadır.
Kişi terhis sonrasında iş arama sürecinde işsizlik sigortasından faydalanabilmektedir. Ancak bazı şartları sağlıyor olması gerekir. Şöyle ki;
· İşten ayrılmadan önceki son üç yılda en az 600 gün prim ödenmesi
· Bu primlerin son 120 günü kesintisiz olması,
· İş sözleşmesinin feshedildiği tarihten askere gidilen tarihe kadar geçen sürenin 90 günü geçmemiş olması gerekmektedir.
İşsizlik maaşı için terhis tarihinden itibaren 30 günlük süre içinde başvuruda bulunması gerekmektedir, aksi halde 30 günü geçen süre, işsizlik maaşı için hak kazanacağı süreden düşecektir.
Belirlenen şartlar gerçekleştiği halde kıdem tazminatınızı vermeyen işverenlere karşı çözüm bulmak adına avukatlarımızla iletişime geçebilir, büromuzu ziyaret edebilirsiniz.